Ölüler Ölemez

   Sokağın başında çevreye kötü kokular yayan çöp konteynırını karıştıran kediler yaklaşan genç adamı fark edince hızla kaçıştılar. Adam elindeki sigarayı çöpe doğru fırlattı. Sigaradan seken kıvılcımlar bir an için gecenin karanlığında parlayıp yok oldular. Belli aralıklarla kurulu olan sokak lambalarının tiz ışığından başka sokağı aydınlatan bir şey yoktu. Adam başını çevirip çevredeki apartmanlara baktı, tüm evlerin ışıkları kapalıydı. Başını yere çevirdi adam, az sonra kendini kaldırımdaki kilit taşlarını seyrederek belli belirsiz düşünceleri zihninde kurcalarken buldu. Taşların üzerinde yürüyen siyah renkli büyük hamam böcekleri adamın dikkatini dağıtıyor ve düşünce akışını bozuyordu. Bu durum genç adamın siniri fena şekilde bozuyordu.

  Sokak bomboştu, kediler böcekler dışında yaşam emaresi taşıyan bir şey yoktu. Hafif rüzgar esiyor yerdeki kağıt parçalarını bir uçurup bir düşürüyordu. Genç adam sokağın başındaki apartmanın önünde durdu. Binaya girebilmesi için bir kaç basamak çıkması gerekiyordu. Son kez sokağa göz atıp ilk basamağa ayağını bastı. Tam o sırada farları kapalı siyah ve küçük bir araç tam adamın arkasından geçti. Genç adam arkasını dönüp araba sokaktan caddeye dönünceye kadar gözleriyle aracı takip etti. bir kaç basamak daha çıkıp apartmana girdi. Elini duvarda gezdirerek lamba düğmesini aradı. Işığı açıp asansöre doğru yürüdü. Asansörü çağırıp beklemeye başladı. Az önce yaktığı ışık sönmüştü tekrar yakmak gibi zahmetli bir işe girişmek istemediğinden karanlıkta beklemeyi yeğledi.Gözü binanın bodrum katına inen basamaklara ve oradaki zifiri karanlığa takıldı. Birkaç saniye boyunca hareketsiz bir şekilde karanlık boşluğu seyretti. Tam başını çevireceği sırada bir çift parlak gözün karanlıktan kendisine baktığını farketti. Bir an ürkecek gibi oldu fakat ürkmek gibi zahmetli bir duyguya kapılmak istemediğinden lamba düğmesine basarak ürkme arzusunu derhal dağıttı.Lambayı yaktıktan sonra gözlerin olduğu noktaya doğru hızlı ve öfkeli adımlarla yürüdü, belirsiz bir öfke kaplamıştı genç adamın içini. Bir kaç basamak indikten sonra kendisine bakan gözlerin yanına ulaştı. Havada duran ve misketi andıran gözleri elinde aldı, avucunda bir iki yuvarladı, havaya atıp tekrar avuçlarına aldı. Baş parmağı ve işaret parmağıyla gözlerden birini avucundan alıp ışığa doğru tuttu. Kırmızı bir göz, ve o kırmızı göz hala genç adama bakıyordu, bu durum adamın öfkesini ikiye katladı. Elinde tuttuğu gözü hızla yere fırlattı, tozlu botuyla gözün üzerine sertçe bastı. Göz yere dökülmüş vişne reçeli görünümünü aldı. Genç adam elinde tuttuğu öteki gözü cebine koydu, göz cepteki anahtarlığı hafifçe tıngırdatarak cepteki yerini aldı. Öteki cebinden kullanulmış bir peçete çıkardı. Eğilip yerdeki gözü temizledi, peçeteyi buruşturarak tekrar cebine attı.


   Hızla basamakları çıktı genç adam, asansörün olduğu yerde durdu. Asansör kabini bulunduğu kata gelmişti. Kapıyı açtı, ağır bir çürümüş et kokusu adamın yüzüne hücum etti. Adam asansörün içine baktı. Bir ceset boylu boyunca uzanmıştı asansörde, aynada kan izleri duruyordu. Adam kokuya daha fazla tahammül edemeyeceğini anladığından cebindeki peçeteyi çıkardı, buruşuk peçeteyi açtı. Gözü temizlediği yeri arkaya katlayıp peçetenin temiz kısmıyla burnunu kapattı. Ceset asansörün her yerini kapladığından adamın asansöre binmesi imkansız bir hal alıyordu. Genç adamın asansöre girebilmek için kendine yer açması gerekiyordu. Önce cesedi çıkarmak istedi asansörden fakat böyle yorucu bir şeyi yapmak istemediğinden cesedin ayağını duvara dayamanın daha mantıklı olduğu fikrine kapıldı. Kapıldığı fikrin gereğini yerine getirip cesedin ayaklarını duvara dayadı. Fakat az sonra ayaklar kendiliğinden yere devrildi.Adam son bir çare olarak cesedin bacağını çekti, bacak vücuttan ayrılıp genç adamın elinde kaldı. Genç adam bacağı daha fazla taşıyamacağını anladı, bacak oldukça ağırdı. Tuttuğu bacağı yavaşça cesedin üzerine bıraktı. Asansöre binip kat düğmesine bastı. Asansör yukarı doğru çıkarken cesetteki tuhaflık genç adamın dikkatini çekti. Cesedin üstüne eğildi. Hem zaten kötü koku artık eskisi gibi kötü değildi. Bu ceset genç adamın daha önce hiç karşılaşmadığı bir insana aitti. Cesedin burnu kanıyordu, camdaki kan ve cesedin burnundan akan kan cesedin taze olduğu şüphesini doğuruyor fakat kötü koku durumun tam tersi bir tezi ortaya koyuyordu. Genç adam cesedin gözlerine baktı, gözlerin yerinde iki çukur duruyordu. Adam asansöre binmeden önce kendisine bakan ve şu an cebinde duran gözün bu adama ait olabileceği fikrine kapıldı. Bu fikir genç adamı heyacanlandırdı. Asansör hafif bir sarsıntıyla durdu. Genç adam karşısında duran göz çukurlarına baktı, elindeki peçeteyi top hale getirip çukurlardan birine soktu, cebindeki öteki gözü de boş kalan çukura gelişigüzel bir şekilde sıkıştırdı. Geri çekilerek cesedin yüzüne baktı, artık tam bir insan suratıydı.

   Tam asansörden inmek üzereyken derinden gelen ince bir ses işitti genç adam. Önce cesedin konuştuğunu düşünüp o yöne baktı. Cesedin hala hareketsiz yattığını görünce sesin apartmandan geliyor olabileceği ihtimali üzerinde durdu. Bunu anlayabilmek için kulağını asansör kapısına dayadı fakat dışarısı bir çöl kadar sessizdi. Tekrar cesedin üzerine eğildi, belki bir telefon belki bir saatten geliyor olabilirdi kaynağı meçhul ses. Cesedin kollarına baktı, saat yoktu. Cesedin ceplerine bakmayı düşündü. Kopardığı bacağın üzerindeki kot cebe elini soktu, cepte yalnızca bir ciklet vardı. Cikleti açıp cesedin dişleri arasına sıkıştırdı. Kopuk bacağı tekrar yerine koydu. Sağlam bacağın cebine baktı, orada da sese sebep olacak bir şey bulamadı. Cesedin gömlek cebine soktu ellerini, eli cebin içinde hafifçe titredi. Cep boştu fakat eli titremeye devam ediyordu. Ses gömleğin dibinden geliyordu. Elini cepten çıkardı, gömleğin düğmelerini hızla açtı. Siyah bir içlik vardı gömleğin altında, siyah, kapkara, gece siyahı bir içlik. Eliyle yırttı içliği.

   Kıllı göğsün sol yanında bir avuç büyüklüğünde bir yarık bulunuyordu. Yarığın içinde siyah ile kırmızı arası bir renge sahip delik deşik yapısıyla garip bir şey vardı. Genç adam bu garip şeyi avuçlarının arasına aldı, çok kıymetli bir şeyi tutuyormuş gibi bir hali vardı. Garip şey kaba bir kurumuş kan tabakasıyla kaplıydı. Genç adam bu tabakayı eliyle temizledi. Temizledikçe ses daha anlaşılır bir hal alıyordu, sesin kaynağının bu garip şey olduğuna artık emindi. Kesik soluklu yorgun bir ses... Ses birşeyler anlatmaya çabalıyor gibiydi. Fakat aynı şeyi tekrarlayıp durduğu anlaşılıyordu. Adam kanlı tabakayı tamamen temizledikten sonra garip şeyi kulağına yaklaştırdı. "-ler mez..." -üler emez..." "-lüler lemez..." Genç adam garip şeyi kulağına yaklaştırdıkça ses daha çok belirginleşiyordu. Adam söylenenin ne olduğunu duymak için garip şeyi tamamen kulağının dibine yaklaştırdı. Ses artık tamamen duyuluyordu. "Ölüler ölemez, ölüler ölemez, ölüler ölemez..."

Yorumlar